Yıldızlı Bir Gecede Gökyüzünü Seyretmek
- Deniz Fatmanur Saraç

- 18 Oca
- 2 dakikada okunur
Duygusal zekâ…
Akademik, mesafeli, sanki sadece kitaplarda yaşayan bir kavram gibi dursa da evliliğin mutfağında, koridorunda, gece yarılarında yahut sessizlik anlarında çok somut bir karşılığı var.
Hayatınızda duygusal zekâsı yüksek bir eş varsa, önce sizi duyar. Sadece söylediklerinizi değil; söylenmeyenleri de. Ses tonundaki kırılmayı, cümle sonundaki yorgunluğu, “iyiyim”in içindeki boşluğu fark eder. Bunun için özel bir yeteneğe gerek yoktur; bakmayı bilmek yeterlidir. Bakmak derken gözle değil, kalple..
Böyle biri, ihtiyaçlarınızı tahmin etmeye çalışmaz; fark eder. Çünkü empati, akıl yürütme değil, temas kurma becerisidir. "Ben olsam ne hissederdim?” sorusundan önce, “O ne hissediyor?” diye durur. Acele etmez. Düzeltmeye koşmaz. Savunmaya geçmez. Önce anlar.
Anlamadan çözmeye çalışan insanlar vardır; iyi niyetlidirler ama yorarlar. Duygusal zekâ tam burada devreye girer; snlamadan çözüm olmaz..
Hayatı kolaylaştırmak da budur aslında.Sorunları yok etmek değil; yükleri paylaşmak...
Her evlilikte problem olur. Fakat bazı evliliklerde incir çekirdeğini doldurmayan problemler bile büyür de büyür. Farkı belirleyen şey problemin sayısı ve cinsi değil, eşlerin o problemle kurduğu duygusal ilişkidir.
Duygusal zekâsı yüksek bir eş, “haklı mıyım?” sorusunu geri plana alır. Onun derdi galip gelmek değil, bağı korumaktır.
Bu yüzden tartışmalarda kelimeleri silah gibi kullanmaz. Susarak cezalandırmaz. İlgiyi geri çekerek terbiye etmeye çalışmaz. Bunların hepsinin aradaki bağa zarar verdiğini bilir; bilmekten öte hisseder.
İşte böyle bir ilişki, yıldızlı bir gecede gökyüzünü seyretmek gibidir. Bakın, bu benzetme romantik olduğu kadar da gerçekçidir. (O yıldızlı gökleri seyredenler yâkinen bilir..)
Yıldızlı bir gece sessizdir ama boş değildir.
Karanlık vardır ama tehditkâr değildir.
Gürültü yoktur ama anlamlıdır. Duygusal zekâsı yüksek bir eşle kurulan evlilik de böyledir. Her şey mükemmel değildir ama emniyetlidir.
İnsan orada kendini toplar, dağılmaz (dağılsa bile hızla toplar).. Savunma hâlinden çıkar. Kendisi olur. Maskesini indirir. Çünkü bilir, yanlış anlaşılmayacak. Abartılmayacak. Kimse onu küçümsemeyecek..
Bu huzur, büyük jestlerden, pahalı hediyelerden gelmez. Küçük gönül ikramlarından, hassasiyetin gösterilmesinden gelir.
Yorgun bir akşamda “Anlatmak ister misin?” diye sorabilmekten, cevap gelmezse de alınmamaktan, bazen çözüm sunmak yerine sadece yanında oturabilmekten...
Ve evet, bu bir karakter meselesidir ama aynı zamanda bir emek meselesidir. Duygusal zekâ doğuştan gelmez sadece; çalışılır. Yani öğrenilebilir, geliştirilebilir.. Kişi kendini tanıdıkça, duygularıyla temas kurdukça, savunmalarını fark ettikçe gelişir. Yani bu yazıyı okuyan herkes için hâlâ mümkündür, denilebilir..
Hoşunuza gidecek mi bilemem ama gerçek şu;
Duygusal zekâsı düşük ama “iyi niyetli” olmak, her zaman yetmeyebilir.. Gözlemlerim öyle diyor ki, iyi niyet, farkındalıkla birleşmediğinde en çok sevenler bile en çok incitene dönüşebilir.
Yıldızlı bir gece, her mevsim kendini bize göstermeyebilir.. ne kadar bağırıp çağırsak, küssek de yıldızlar görünmeyebilir..
İsterseniz bir sonraki yazıda buradan devam edelim;
“Duygusal zekâ neden evlilikte en çok ihmal edilen ama en hayati beceridir?”
Nasılsa malzeme çok, gece uzun... :)
(18/01/2026)
Deniz Fatımanur





Yorumlar