top of page

Herkes ilişkiye Dolu Bir Valizle Gelir; İlişkilerde Aslında Kim Kimdir?

Güncelleme tarihi: 29 Nis


Bugün size çok içten, belki de tanıdık gelen bir şeyden söz etmek istiyorum. Hiç düşündünüz mü bir ilişkide gerçekte hangi rolleri, kimlerin gölgesini taşıyoruz? Karşımızdaki insan kim, ve o insanın içinde kim saklı?


İlk bakış, ilk tebessüm, ilk cümleler... Bir ilişkinin ilk günleri...


Her şey sanki o ilk anda başlıyormuş gibi görünse de, iki insanın yanıbaşında onları sessizce izleyen ve ilk bakışta pek de kendini belli etmeyen sessiz refakatçiler vardır. bir gölge gibi çocuklukları ve taşıdıkları dolu valizler, durup onları izlemektedir.


Herkes, bir valizle gelir o ilk görüşmeye. Kimse bu valizi açıp da şöyle demez: İşte benim çocukluğum, bak burası incinmiş, şurası onarılmamış, bak burada hâlâ iyileşmeyi bekleyen, acı çeken bir şey var...


Sonrasında ilişki ilerledikçe o valiz istemsizce açılır. Bazen imâyla, bazen yükselen seslerle, bazen sadece bir göz devirmeyle, bazen kapıyı çarpıp çıkmayla...


Bir ilişki, iki kişinin birbirine tutunmasından ibaret değildir sadece. Aslında o tutunmanın içinde iki anne, iki baba gölgesi, birkaç kardeş hikayesi, belki onlarca susulmuş cümle, bir dolapta saklanmış hayaller ve çekmeceler dolusu hayaletler de vardır.


Biri, bir gün durup; Beni neden gün içinde hiç aramıyorsun?, dediğinde, belki sadece aranmamak değil, çocukluğunda hep beklediği ama bir türlü gelmeyen ebeveyn vardır. sesinin yeniden duyulmamasının acısı işte tam o an, oradadır. Ve diğeri de bunu duymaz. Belki de, hiçbir kötü niyeti olmaksızın, o sesi duymayan taraf da o sırada kendi içindeki eksikliği bildiği yollarla tamamlamaya, kendisine ait olmayan bir suçluluk duygusunu telafi etmeye, birilerini kurtarmaya, görülmeye, duyulmaya ya da ebeveyninin armağan ettiği işgal duygusundan kaçmaya çalışıyordur. Tüm bunlar biz farkında bile olmadan olur...


Böylece, aynı evin içinde yaşayan iki insan, farklı dillerden, farklı geçmişlerden gelen iki çocuğun hikayesini yeniden yazmaya çalışırken bulur kendini.


Biri sevilmek için sürekli verir, yutar, susar, görmezden gelir. Diğeri anlaşılmayı bekler ama anlatmaz, yaklaşılmasını bekler ama adım atmaz. Ve sonra o bilinen cümle havada uçuşur: Sen beni anlamıyorsun!


Bu uçuşan şeyler maalesef bahar çiçekleri değildir. Aslında karşısındakine değil, çok daha eski birine, bir ebeveyne, bir öğretmene, belki de ilk kalp kırıklığına yazılmış birer öfke mektubudur...


İlişkiler bazen tam da bu yüzden yorucudur. Çünkü karşımızdaki kişi sadece bir eş, bir ebeveyn ya da çocuk değildir. Aynı zamanda bizim eski yaralarımızın yankısını taşıyan bir aynadır.


Onu kırarsan, aslında kendi yansımanı parçalayacak olduğunu daha ilk hamlede anlarsın. Ama çoğu zaman iş işten geçmiştir. böyle anlarda eşimize sarılmak, biraz da kendi çocukluğumuza sarılmak demektir. Bunu içten içe biliriz.


İşin güzel yanı şu ki, iki insan bu durumu fark ederse şayet, bu döngüyü anlamaya başlayabilir... Eşler, “ben niye böyle hissediyorum ve senin neden böyle davrandığını merak ediyorum” diyebildiği yerde, işte o zaman o karmaşık geçmişler yavaş yavaş çözülmeye istekli hale gelebilir.


Gerçek iyileşme, bir kişinin “beni sev” demesiyle değil, iki kişinin birbirinin içinde sevilmeyi bekleyen çocukları görmesiyle başlayacaktır. Kalbimiz bunu derinden bilir.


Belki de en güçlü sevgi, karşımızdaki kişiyi bugünkü haliyle değil, o en korunmasız haliyle anlayabildiğimizde büyüyecektir. Anlamanın getirdiği merhamet, merhametin getirdiği sabır ve sabrın içinden geçen o derin sevgi, alanda yer bulduğunda derde derman ilaç elde edilmiş olabilir.


Ve işte böyle, iki yetişkin görünümündeki iki çocuk, her zaman aynı yastığa değil ama bazen aynı sırra baş koymuşken şunu diyebilir: “seni görüyorum. Seninle beraber, kendimi de yeniden görmeye niyet ediyorum.”

Söylesenize, hangi yara böyle bir niyet karşısında, iyileşmeye karşı koyabilir?


Bugün bu sözlerin içinde belki kendinizden bir şeyler buldunuz, belki de eşinizden.. Belki çok eski bir yaradan, yahut o çok sessiz çocuktan...

O çocuğu, şefkatle merakla görebilmeniz dileğiyle...


Aile Danışmanı Deniz Fatmanur Saraç


 
 
 

"Deniz Saraç Eğitim & Danışmanlık I "Aile Rehberi"

Tüm Hakları Mahfuzdur. © 2017-2026

Yasal Uyarı:

www.denizsaraced.com ve www.ailerehberi.net sitelerinin içeriği 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında korunmaktadır. Bu hakları ihlal eden kişiler, 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan hukuki ve cezai yaptırımlara tabi olurlar. İlgili yasal işlem başlatma hakkına sahiptir. Bu İnternet Sitesinin her hangi bir sayfasına girilmesi ve yazıların paylaşılması halinde bu şartlar kabul edilmiş sayılır. 

© Copyright
bottom of page