Duygusal Zekâ Neden Evlilikte En Çok İhmal Edilen Ama En Hayati Beceridir?
- Deniz Fatmanur Saraç

- 20 Oca
- 3 dakikada okunur

Çiftlerden en sık duyduğum kelimeler hep aynı:
"iletişim, saygı, güven, sadakat, fedakârlık, huzur..." Ama garip bir şekilde bir türlü olmadığından bahsedilir.
Bütün bu kavramların altında çalışan temel neden neredeyse hiç dillendirilmemektedir. En babayiğidimizin bile karşındakine, “Benim duygusal zekâma temas ederek yaşa” diyemediği bir yerdeyiz çoğumuz.. Açık kalplilikle söylemem gerekirse, duygusal zekanın ne kadar elzem olduğunu, ben de acı tatlı deneyimlerle oldukça zorlanarak öğrendim; ve bazı becerilere sahip olmanın ne kadar uzun ve maceralı bir yol içerdiğini bilirim.
Neyse, şimdilik benim maceralarımı bırakıp, gelin biraz daha yakından bakalım, bu duygusal zeka konusuna.. :)
Duygusal zeka ilişkilerimizin çoğunda talep edilmez, ebeveynlerimiz bize öğretmez, çoğu zaman doğuştan var sayılır ve elbette eser miktardadır. :) Tâ ki eksikliği can yakana kadar…
Ama yokluğu, bir ilişkinin her yerine sirayet eder.
Görünmez olduğu için geç fark edilir, adı konulamaz..
Evlilikte genelde bu yokluğun sonuçlarıyla karşılaşırız. Sorunlar çoğu zaman bize şöyle gelir;
“Çok tartışıyoruz.”
“Anlaşamıyoruz.”
“Birbirimizi çok yorduk.”
Ve biz elbette şunu sorarız:
Sizi bu noktaya getiren duygusal süreç neydi?
Duygusal zekâ tam da burada mesaiyi devr alacaktır çünkü, duyguyu ayırt edebilme, regüle edebilme, ifade edebilme ve karşıdakinin duygusunu okuyabilme becerisi olmazsa olmazdır. Bu geliştirilebilir, öğrenilebilir olan beceriler yok sayıldığında, ihmal edildiğinde en küçük mesele bile büyür de büyür.
Çöpün atılmaması artık sadece bir çöp meselesi değildir; değer görmemektir.
Geç gelmek, bir saat meselesi değildir; öncelik olmamaktır.
Ama biz hâlâ yüzeyde bir şeylerle kavga ederiz.
Derine inmeye cesaret etmeliyiz.
Çoğumuz evliliğe duygusal eğitim almadan giriyoruz
Şunu net söyleyeyim;
İnsanların büyük kısmı evlenmeden önce duygularını tanımayı öğrenmemiştir. Toplumumuzda bu oldukça yaygın..
Öfke ile kırgınlığı,
üzüntü ile hayal kırıklığını,
korku ile kontrol ihtiyacını ayırt edemediğimizde,
iyi niyetli bile olsak ilişkimize zarar verebiliriz.
Çözüm odaklı düşünürsek, duygularını ayırt edebilen insan, davranışını da ayarlayabilir.
Böyle olmadığında ne olur?
– Susarak cezalandırmalar
– Alınganlıklar
– Pasif-agresif cümleler
– “Ben böyleyim” savunmaları
– Öfke patlamaları
– Duygularını regüle edememe..
Bunlar karakter zaafları değildir..
Bunlar duygusal becerilerimizin gelişmeye ihtiyacı olduğunu gösteren işaretlerdir.
Duygusal zekâ “haklı olma” arzusunu törpüler
Evlilikte en güçlü dürtülerden biri haklı çıkmaktır.
Ama duygusal zekâ tam burada dur der. Benim neredeyse bir evlilik için elzem bulduğum, "Haklı olmak, aramızdaki bağı onarmıyorsa, bu haklılığımın bir anlamı yoktur." noktasını işaret eder.
Duygusal zekâsı gelişmiş bir eş kendine şu soruyu sormayı vird edinir: “Şu an söylediklerim doğru olabilir ama ilişkimize zarar veriyor mu?”
Bu soru, ilişkinin tüm kaderini belirleyecek omurga gibidir.
Birçok evlilik haksız sözlerle değil, doğruluk payı olsa da sertçe kurulan cümlelerle yıkılıyor..
Aslında evlilikte sorun çoğu zaman ne söylendiği değil, hangi duyguyla nasıl söylendiğidir.
Biz ise hızlı çözümleri severiz..
Böyle diyenlerdenseniz, biraz yavaşlamayı düşünmelisiniz derim.. Birçok danışanımı
“Bunu dersem düzelir mi?”
“Şöyle yapsam etkiler mi?” diye çırpınırken buluyorum..
Ama duygusal zekâya dair becerilerimizi geliştirmenin kısa yolu yok..
Kendinle yüzleşme ister.
Tetiklendiğini fark etmeyi ister.
Savunmaya geçmeden durabilmeyi ister.
Ve evet, bu zahmetlidir.
O yüzden çoğu insan teknik öğrenmek ister ama içsel beceri geliştirmekten imtina edebilir.
Oysa teknik öğrenmekten biraz daha fazlasına ihtiyaç vardır. Duygusal zekâ becerileri ilişkiyi dönüştürür.
Romantizim yanında emniyetli bir evlilik..
Romantizm geçicidir.
Emniyet kalıcıdır.
Duygusal zekâsı olan bir eş size kendinizi nasıl hissettirir?
– Yanlış anlaşılmayacağım
– Duygum küçümsenmeyecek
– Abartılmayacağım, abartmakla suçlanmayacağım
– Yalnız bırakılmayacağım..
Bu ve benzeri hisler, hiç kuşkusuz, iki insanın, dolayısıyla ilişkinin, sinir sistemini sakinleştirir.
İnsan kendini korumak için sertleşmez, duvarlar örmez, yok saymaz.. Savunmaya geçmek yerine temas kurmaya devam eder. Sesler eskisi kadar yükselmez.
Ve işin ilginci şu, gerçek romantizm de böyle bir ortamdan doğar zaten :)
Açıkçası, duygusal zekâ eksikliği çoğu zaman farkındalık eksikliğimizden besleniyor.
İhmal edildikçe de bağlar zayıflıyor, hatta zamanla hiç istemediğimiz şekilde kopuyor. İyi haber şu ki, tüm bu açık, bilgi ve yeni deneyimlerle kapatılabilir.
Kendimizi bu konuda daha net görmek istiyorsak, aşağıdaki soru üzerinde düşünmek sizin için iyi bir başlangıç olabilir;
“Ben eşimin duygusal dünyasına ne kadar temas edebiliyorum?”
Bu soruya dürüstçe cevap veremiyorsak,
işte tam orası çalışılması gereken yerlerden biridir. Siz ne dersiniz? (20/01/2026)
Deniz Fatımanur




Yorumlar