Ayrıcalıklı Erkek Çocuk Yetiştirmenin Bedeli
- Deniz Fatmanur Saraç

- 12 dakika önce
- 3 dakikada okunur
Güç, Dokunulmazlık ve Aile Dinamikleri
Sadece hukukçuların değil, sıradan vatandaşın da bildiği gibi her suç hikâyesinde en az bir fail vardır. Her faille birlikte, failin bize yakın ya da uzak gelen bir hikayesi de mutlaka vardır. O faili yaratan hikâye, her zaman suç ânında saklı değildir. Hatta asıl hikâye, genellikle çok daha eskide, çok daha tanıdık bir yerde, kuvvetle muhtemel ana kucağında, baba ocağında yani ailede başlamıştır.
Bu yazıyı yazarken mağdurun hikâyesinden değil, faili yaratan aile dinamiklerinden bahsetmek istiyorum size. Kabul ediyorum biraz rahatsız edici. Ama gerekli. Tam da burada toplumsal vicdana hitab eden sesiyle Rakel Dink'in "bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim" cümlesindeki çağrıyı saygıyla hatırlatmak isterim.
Erkek çocuğun kutsal dokunulmazlığı (?)
Her çocuk yanlış yapar. Bazı çocuklarda şiddet davranışları görülebilir. Kırıp dökebilir, arkadaşını incitebilir. Kardeşini döver. Okula gittiğinde sıra arkadaşının eşyasını izinsiz alır. Öğretmenine laf söyler. Kurallara uymaz.
Gün gelir sosyal ortamda şikayetler arttıkça, aile devreye girer ama beklenenin aksine özür dilemek ya da çocuğa özür diletmek için değil, çocuğu korumak için...
"Erkek çocuğudur, yapar"
"Erkekler böyle olur."
"Ezik mi büyüsün"
"Erkek adam kendini korumayı bilecek"
Bu sözlere hayatınızın bir döneminde mutlaka şahitlik etmişsinizdir. Belki size de çok doğru geldiği olmuştur.
Psikolog Albert Bandura'nın sosyal öğrenme kuramı bize net bir şey söylüyor; çocuklar, davranışın sonuçlarını gözlemleyerek öğrenir.
Hata yaptığında hesap sormuyorsanız, hatasız kabul edip, sosyal ortamda nasıl davranacağına dair net sınırları ifade etmiyorsanız çocuk bunu içselleştirir. Bu aile tutumu istikrarla devam ettiğinde, çocukta oluşan algı, "Ben kimseye hesap vermem" şeklindedir.
"Sıkıyorsa yap..." mantığı, çocuğun arkasına aldığı aile desteği ile günden güne güçlenir.
Farkında mısınız, bu bir karakter özelliği değildir. Bu, ailenin pekiştirici yanlış desteği ile öğrenilmiş bir dokunulmazlıktır.
Dokunulmazlık zırhı nasıl örülür?
Psikolojide "hak ve imtiyaz duygusu" olarak geçen bu örüntü, tek bir büyük olayda değil, binlerce küçük anda inşa edilir. Okuldaki tartışmada önce öğretmen aranır, "Benim çocuğuma böyle yapamazsınız" gibi savunmalar eklendikçe eklenir.
Mahallede arkadaşını yaralayınca "arkadaşı da ona vurmuş, kötü söz söylemiş ama o da yaramazdı zaten" denir. Genç adam alkol alıp kaza yapsa; baba önce tanıdıkları arar, "hallederiz" der. Üniversitede ahlaki sınırları çiğnediğinde aile, "kurumu" tehdit eder.
Her "hallederiz" bir tuğla örmeye devam eder.
Zırh büyür. İçindeki çocuğun karakteri küçüldükçe küçülür.
Aile sistemi çocuğu koruduğunu, arkasında durduğunu, ezdirmediğini düşünür ama aslında olan bambaşka bir şeydir. Ahlaki ve değerler eğitimi bu değildir. Karakter eğitimi bu şekilde verilemez.
Sistemik olarak bakalım
Bir çocuk sistemde uygun yere oturtulmadığında; eleştiri almayan, hesap vermeyen, dur sus denmeyen, sağlıklı sınırlarla çevrilmeyen bir figür olarak konumlandırıldığında; o çocuk, sadece ailesine değil, topluma da zarar vermeye hazır bir birey haline gelir. Sevgi, onu korur; ama sevginin yanlış bir şekilde ifadesi, onu tehlikeli kılarbilir.
Güç, korumaktan öte, çocuğun kabahat ve suçlarını örtmeye, görmezden gelmeye, meşrulaştırmaya başladığında tehlikelidir.
Güçlü ailelerin çocukları suç işlemez mi?
Güçten ne anladığımızda da bağlı. Gücü, nüfuz ve itibarla bir şeyleri yaptırma, örtme anlamında kullanıyorsak evet güçlü ailelerin çocukları da suç işler. Ama sistemin onları ve suçlarını görünmez kılacağını bir şekilde öğrenmişlerdir. Bugün bunu toplumun siyasi, ekonomik, bürokratik, dini... toplumun her alanında belli bir güce vâkıf olan aileler için gözlemlemek mümkündür.
Bir makam, bir unvan, bir telefonla üst makamlardan gelen talimatlar... "Biz hallederiz." Cümlesi... Bu cümle bazen bir anneden bazen bir babadan, bazen de bir makamdan yükselir..
Ne acıdır ki gün gelir, bu üstü örtülmüş suçlar, halledilmiş hesaplar bir başkasının evladının hayatını bitiriverir.
Kur'an-ı Kerim'de Tahrim suresinin 6. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun."
Klasik müfessirler bu ayeti yorumlarken terbiyenin önceliğine dikkat çekmiştir. Korumak, örtmek demek değildir. Sevgi kisvesiyle kayırmak, terbiye hiç değildir.
Ebeveynlerin büyük çoğunluğu çocuklarını sever. Samimi, fedakâr bir sevgidir bu. Ama sevgi bazen, farkında olmadan, dokunulmazlık zırhına, adaletsiz bir korumaya dönüşüverir.
Buraya dikkatinizi çekmek isterim; çocuğunuzu her düştüğünde kaldırırsanız, düşmenin ağırlığını ona öğretemezsiniz. Aynı çocuk, kendi başına sorunlarla baş edip ayağa kalkmanın kıymetini de bilemeyecektir. Çocuğunuzun her hatasını örterseniz, hata yapmanın bedelini ve
başka insanlara zarar vermenin maddi manevi sonuçlarını öğrenemeyecektir.
Gücünüzü, her seferinde onun önüne geçirirseniz, gücün nasıl kullanıldığını mutlaka yanlış öğreteceksiniz.
Önce ebeveynlerin sindirmesi gereken şeyler de söz konusu olabilir. Hatamızı kabul etmek bizi eksiltmez. Hesap vermek küçültmez. Hesap vermesini, hatasını görmesini öğretmek, evladınıza verebileceğiniz en büyük armağandır.
Değişim mümkün mü?
Evet. Ama geç olmadan.
Eğer bu satırları okurken içinizde bir şeyler kıpırdadıysa, o kıpırdama önemli. Kendinizi suçlamak için değil, anlamak için.
Çocuklarını en çok seven kişi olarak tüm ebeveynlere, "evladımı hayata mı hazırlıyorum, yoksa hayattan mı koruyorum?" sorusunu kendilerine sormayı öneriyorum.
Bu soruya vereceğiniz cevap, belki de çocuğunuzun ve tüm toplumun kaderini etkileyecek...
Hepimizin evlatları için aydınlık bir gelecek dilerim.
Aile Danışmanı
Deniz Fatımanur Saraç




Yorumlar